Merhaba edebiyatseverler!

   Sizlere biraz Antabus’tan bahsetmek istiyorum. Antabus, Seray Şahiner’in 2014’te yayımlanan bir romanı. Böyle güzel ve cesur bir kitap yazdığı için yazara teşekkür ederim. Mühim bir kitap Antabus. Bu nedenle bu kitabın daha çok insana ulaşmasını istiyorum.

   Kitap; üçüncü sayfa haberine konu olan bir kadının, Leyla Taşçı’nın yaşadıklarını kısa bir şekilde okumamızla başlıyor.

   “Üçüncü sayfa haberleri üç beş satırdan ibaret olsa da kırk katır mı kırk satır mı türünden hikâyeler anlatır.”

   Leyla’yı aslında tanıyorsunuz. O; komşunuz, akrabanız veya izlediğiniz herhangi bir dizinin karakteri olabilir.

   “Ben, Osman kızı Leyla. Remzi’nin karısı Leyla oldum. Bana sorsalar, sadece Leyla olmak isterim. Leyla’yla Mecnun bile değil, düz Leyla…”

   Leyla köyden İstanbul’a göç eden bir ailenin kızı. Babası ve abileri tarafından şiddete maruz kalan, örselenen bir genç kız. Evden çıkması yasak olan Leyla’nın ailesinin tüm bireyleri bir ev alabilmek için çalışıyor. Leyla da sırf dışarı çıkabilmek, bir süreliğine özgür kalabilmek için bir konfeksiyon atölyesinde çalışmaya başlıyor. Yazar da zamanında bir atölyede çalıştığı için o mekânı, orada yaşananları çok daha gerçekçi aktarıyor bize. Leyla birçok şey yaşıyor bu atölyede. Birçok kötü şey. Hayatının geri kalanı bu mekan sayesinde tanıdığı insanlarla şekilleniyor.

   Leyla bir süre sonra kendinden yaşça büyük ve alkolik bir adamla zorla evlendiriliyor. Televizyondan öğrendikleriyle bir hayat kuruyor kendine Leyla. Her gün dayak yiyen bu kadının günlük hayatına, büyümesine, anne oluşuna ve zamanla nasıl değiştiğine şahit oluyoruz.

   Fakat Seray Şahiner öyle güzel ve yerinde bir mizahla anlatıyor ki olanları, etkilenmemek elde değil. Yazar, kitabı duygusal ve kasvetli cümlelerle yazsaydı fazlasıyla karamsar, okuyucuyu sıkça ağlatabilecek bir roman olurdu Antabus. Ama Leyla çok matrak bir kadın. Yaşadıklarıyla ve kendisiyle dalga geçmesini öyle iyi biliyor ki. Ayakta kalabilmesinin sebebi de bu. Fakat sadece yaşadıklarıyla değil, toplumun kendisiyle de dalga geçiyor bu güçlü kadın. Leyla en yakın arkadaşıyla konuşurmuş gibi anlatıyor hikayesini, gülüyorsunuz ister istemez. Ama sonra yutkunup düşünüyorsunuz tüm bu Leylaların neler çektiğini. Tüm bu olanların aslında her şeyden daha gerçek olduğunu. Son zamanlardaki kadın cinayetlerinin de sayısını emin olun duymak istemezsiniz.  

   “Bende konuşma reflüsü var” diyor Leyla. Yıllarca söyleyemeyip yuttuğu sözler artık birer birer çıkıyor ağzından. Çıkıyor çıkmasına ama dinleyen kim?

   “Bar bar bağırıyorum. “Ben bu adamı karakola şikâyet edeceğim, yıllardır beni dövüyor, gelin şahitlik edin” diye ağlıyorum. Birisi dedi ki, “Kızım kocandır”. Kapıyı kapattı. Öbürü dedi ki, “Çocuğunu düşün”. Kapıyı kapattı. Beriki dedi ki, “Olur böyle şeyler karı koca arasında”. Kapıyı kapattı. Ben apartmandan çıktım. Kapıyı kapattım…”

    Kadına tacizin, şiddetin, baskının kısacası her türlü çirkin olayın normalleştirildiği bu ülkede, bunlara maruz kalan insanlar için yapacağımız tek şey onları görmezden gelmek değildir. İstesek elimizden birçok şey gelebilir. Olanların farkındayken yalnız bırakamayız onları. “Karı koca arasında olur böyle şeyler…” Hayır, böyle şeyler olmaz karı koca arasında işte…

   O kadar antabus dedim, değil mi? “Ne demek bu antabus?”diye soracaksınız. Bir ilaç ismi. Ama ayrıntısını okuduktan sonra öğrenmenizi isterim. Ayrıca bir “heykel” detayı var kitapta. Okuyanları gülümsetecek 🙂

   “Madem beni yok sayıyorsunuz, ben de sizi yok sayıyorum” diyor Leyla. Özür dilerim Leyla, herkes adına.

   Kitap çok kısa. Lütfen üşenmeyin, ertelemeyin ve yok saymayın. Erkeklere bir tık daha fazla önereceğim bu kitabı. Ama şiddetle önermiyorum; sevgiyle, saygıyla, barışla…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here