Üstümüze gök yağıyor… Bulutları gönlümüze yar ettiğimiz günden beri çorak topraklara göç başladı. Gökdelenlerden saldık kendimizi aşağıya, bilemeyiz hala kaçıncı kattayız.

       Gökkuşağına takılan hayallerimizi pırıl pırıl seriyoruz geceye. O karanlık, o meş’um geceye armağan edişlerimiz yok mu düşlerimizi? İşte ben orada takılıp kalıyorum, işte ben orada sürgüne giden bulutlarda asılı kalmış bir güvercinin sürüden ayrıldıktan sonra yalnızlığına mahkum olduğu o andaki kabullenmişliği yaşıyorum. Çarpan kalbimi gizlediğim o kara bulutları delmiş geçmiş gökdelenlerin; temiz ama aynalı camlarına kafamı çarparak, kaçsam da uzaklaşamayacağımı, ne kadar uçarsam uçayım o mağrur yansımamı herhangi bir gökdelenin on bininci katında güneşi kırmak için yapılan o boş, siyah camlarında görmekten kaçamıyorum.

       Gördüklerimiz ve göreceklerimiz vapurlarda prangaya vurulmuş martılar kadar hüzünlü ve de miskin. Önümüze atılan her bir parça sadakada saklı özgürlük hayallerimiz, özgürce hayal ettiklerimiz…

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here