İsmim biraz farklıdır, daha önce duymamış olabilirsiniz. O zaman size anlamını söyleyeyim. Nurefşan: Nur saçan demektir. İsmimi seviyorum. Ama o değil sadece farklı olan, ben de öyleyimdir. Sanatla ilgilenen herkes sıradanlıktan uzak bir yerlerde takılır zaten.

Küçük bir şehirde yaşıyorum. Pek sığamıyorum buraya, boğulduğum bile söylenebilir. Fakat dünyanın en büyük şehrine de gitsem durum değişmeyecek, biliyorum. Yerimi yadırgıyorum, ondan.

Elbette başka yerleri görmenin vakti geldi ancak şimdilik yine aynı yerimdeyim. Gürültülü bir karmaşa içinde “sınav”a hazırlanacağım tekrar.

Ne yapmak istediğim konusunda kararsızım, zaman günümü gösterecek artık. Çaktırmayın, aslında yapmak istediğim tek şey; yazmak ve şarkı söylemek. Ah evet biliyorum, etrafımdakiler de aynı şeyi söylüyor: “Sanattan para kazanılmaz.” Umrumda değil. Edebiyat ve müzikle hayatımı geçirebilirim. Mesela şimdi size bir şarkı söylemek isterdim ama buradan sesimi duyamayacaksınız. Olsun, siz yazılarımdan sesimi de, çığlıklarımı da, suskunluğumu da duyun artık. Lise dışındaki konserlerim dışında canlı canlı duyarsınız da belki belli olmaz.

Kendimi bildim bileli okurum ve bu benim için eşsiz bir eylemdir. Kendimdeki bu yazma hazzını keşfettiğimden beri de yazarım ki bu hayata
direnmemi sağlayan en özel şeydir. Lisede çok fazla yazı yarışmasında dereceye girdim. Bir ayda iki üç kere vali beyle görüştüğüm oldu. Bir de bir mahlas buldum kendime daha doğrusu o geldi beni buldu: Anka. Uzun zamandır birlikte anılıyoruz.

Yazmak bir akşamüstü misafir odasında geldi oturdu yanıma. “Eh misafiriz şu dünyada sonuçta, hiç çekinme kendi evindeymiş gibi yaz” dercesine.

Buradayım işte.

Ben okumaya da yazmaya da varım ama gerisini ben de seçemiyorum.
Cansever’in de dediği gibi: “Var mıydık belki biraz.