Hicaz topraklarını kıskandıracak bir sıcak vardı. Henüz okulunun bitmediği için yaz tatilinde, farklı maceralar yaşadığı kısa dönem iş tecrübelerine bir yenisini ekleme zamanı gelmiş de geçiyordu. Çünkü vergilerin bu denli aşırı olduğu bir ülkede sigara içmek bir lükstür.

Bu sıcaklarda mutsuz insanların bile hayata tutunması gerektiğine inanan bir güruhun içinde yaşamak onu motive etmekten çok enerjisi emperyalizmle sömürülen Afrika halkı gibi hissettiriyordu.

– “En son ne zaman mutlu olmuştum?” diye mırıldandı, bankada elindeki fişin üstünde yazan numarayı yol kenarlarında hediyelik eşya satan dükkanlardaki reklam tabelası gibi basit bir tabelada görmeyi beklerken. Alt tarafı bir maaş hesabı açtıracaktı.

– “Belki biraz sonra mutlu olacağım. Uzun sürmeyeceğini biliyorum, evet! Ama belki bir an ben de herkes gibi salak bir gülücük yapıştıracağım suratıma ve üstümdeki bu ölü toprağını biraz sarsacağım.”

Canan, son gördüğünde gözyaşlarını kurak toprakları yeşertmek için akıttığına inanılabilecek kadar masum ve içten ağlıyordu. Fazla değil, Canan’ı görmeyeli en fazla üç kerecik dönmüştü dünya güneşin etrafında. Her gecesi bir ömür süren on-iki mevsim.

“Tevhid-i Tedrisat gibi bir kanun çıkartmak lazım; TBMM tarafından bilmem kaç numarası ile kabul edilen ve ülkedeki tüm tutunamayan ve kaybedenlerin Salak ve Mutlular Bakanlığı’na bağlanmasını öngören bir kanun. Böylece hiç olmazsa aidiyet hisleri olur.”

Tüm bunlar kafasından geçerken son imzasını da asla okumadığı bir tomar kağıda atmıştı. Bugüne dek o kadar çok şeye imza attırılmış olmasına rağmen kendine özgü bir cümlesinin bile olmadığı düşüncesini kafasından uzaklaştırarak ve bir sepet dolusu yapmacık şükranlar, saygılar ve iyi dilekler içerisinde soğuk renkli duvarlarla bezenmiş bankadan ayrıldı.

Cananla buluşmak için sözleştiği çay bahçesine yarım saat erken varmıştı. Çünkü bazı insanlar hazır olmadığı şeyleri konuşmak için önce ortama alışmaya çalışır. İçten içe bunun faydadan çok zararlı bir davranış olduğunu bilmesine rağmen ısrarla altında oturduğu çınar ağacının önce gövdesini sonra da geniş dallarını çay ve sigara eşliğinde gözleriyle sindirmeye çalışması gerginliğini azaltamadı.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here