Yahu bilemiyorum işte. O kadarını çözmekte sizlere kalsın. Gidelim derim ben. Şu kurallardan uzağa. Hani genzimize yapışıp kursağımızı kanırtan kurallardan… Hah işte onlardan. Araba falan olmasın ama.. Telefonları da en yakın ağacın altına gömüp sırtımıza termoslarca çay alıp gidelim. Kalkıp gidelim buralardan. Bu dediklerimi de fazla düşünme, aklına hemen bardak falan gelmesin ne olur. Çayı bardaksız nasıl içeceğiz deme. En sevdiğin kupanda, ince belli cam bardaklarda elektrik faturalarının yanında çift kişilik geniş kanepenin köşesinde kalsın. Zigonların köşe bucaklarında barınır onlar. Allah aşkına zincirlerini süreleme peşimizden. Bahar çiçeklerinin altında çatal bıçak kullanacak değiliz.unut. Çöz at prangalarını. Gel kapitalizmin boşluklarını ruhunla doyuralım. Bileklerini süsleyen çıngıraklarını sustur. Bir sürü arama kendine. Bilgisayarın, telefonun, tabletin, araban, evin, sevgilin, anahtarlığın, kapı zilin, her sabah para verdiğin dilencin, acıdığın için turizm broşürü dağıtan üniveriste öğrencilerine gülümseyişlerin, yedeklediğin parfüm şişelerin, ne olur ne olmaz sigara paketlerin… Peki ya sen, sen neredesin? Çöz at şunları. Vücudunu bir veba gibi dolayan demirleri ÇÖZ. Bir ağaç kavuğunun göbeğine. Yada bilmem artık hangi mezarı daha uygun görürsen oraya göm. Sesimi çıkartmam. Her adı okunan ilmekte göz yaşı dökemem ama siyah giyerim senin için. Bir cenaze gülüde yerleştiririm ön cebime ama ağlamam pas kokan demirlerin için. Tuzlu deniz sularını gençliğimizi içine çeke çeke paslandı kahrolasıca demirler. Bir yığın umutsuzluk bir yığın bozuk para. Bir yığın toy hayal. Kandırıldık! Sana diyorum yıllardır kandırılıyoruz. Çocuğun sus paylarıyla avutuluyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here