Dolaptan sızan ay ışığının faydası yok. Gün kalabalığını toplayarak çoktan gitti. Bohçalar dolusu ses götürdü kadınlar. Çocuklarını da alıp gittiler! Sokak lambasının altında ağlayacak adam dahi bırakmadan. Efsun dolu güneşi kollarının altına koydularda ardımızda kim kalmış demeden gittiler. Bırakmadılar sessizliğe kafa tutmak için bir mezar. İçinde avunulacak kefenleride bırakmamışlar. Dolap kapağıyla yatağımın arasını mesken tuttu hüzün. Beş karışlık mesafede aklımı yitirmeye yazdım. Dalgalar daha kısa vursunda ben suçlanayım diye sessizliği saldılar etrafa. 7 katlı binanın ortasında, üç çocuklu ailelerin içinde yalnız kaldım diye bu kahrolası sessizlik. Şarkılarda eşlik edemiyor bana. Bir 45’liğin sesi ağır geliyor komşulara, merdümgiriz yaşantılarında tutulmuş yaşlı kulakları çözülmeyen paslarla dolu. Sanat zevk değildir kardeşlerim! Sanat hobidir, aynı kitap okumak gibi! diyen küstah ağızlarını kapatamıyorlar. Yine ben kapanıveriyorum kara kutulara. Benim üstüm çiziliyor üst üste kırmızı keçeli kalemlerle. Hepsini şu el kadar insan,anlaşma dahi yapmadan vakur bir sırıtışla hallediveriyor. Dünyanın şefkatle bağrına bastığı insanlar. Mutluluğunu kanepesinde bulmuş insanlar. Hoşlarına gidiyor sessizce köşelerine çekilmek. Ben tek başıma teneşir üzerinde vals yaparken, onlar sıcak yataklarında pörsümüş ruhlarını alışkanlıkla birbirlerine doluyorlar. Bense hercailiğimden yanaklarımı eskitiyorum. Kendime verdiğim sözleri tutmanın pişman gururunu yaşıyorum. Yaka kartıma italik ve simli harflerle ‘GECELERİ SİZİN İÇİN SOLAN ÇİÇEKLERDEN’ yazacağım. Şayet geçeceğini bilsem… Şayet susacağını söyleseler şu sessizliğin. Ama bu sessizlik çok katı, bu sessizlik çok başka. Yapılacakları unutturuyor insana. Namlunun ucu ağır. Namlunun teşekküle erememiş bedenimi artçıllaması  sokaktaki dilenen çocukların çilesinden daha ağır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here