Ses tellerini toplum standartlarında titretmek ve bunu bi diyafram aralığı olan kayıt cihazlarıyla uyumlu hale getirmek, hatta ortaya çıkan dalgaları elektronik ortamlarda işlemek, müzik kulağının biraz tadını kaçırdı. Dişlerini telledi. Şimdi tüketim artışıyla varolan duygu açığından dem vurup, yaptığı işi sürekli reklam ederek taze tutmadan kabullendiremeyen, işine uyumlu görsel bi çalışmaya hatırı sayılır bir miktar para dökmeden notaların kulağını çekemeyen, sektörel kafiye işçileri gibi tatavaya bağlamak istemiyorum. Kişiliğinin dilini tonlayabilen ve diğer kişilikleri kendiymiş gibi taklit edebilen sanat erbabları var. Sözünün anlamı kendini temsil eden. Tanımadan akrabası olursun. Ondan çocukların olur, toprağa verirsin. Eş olur, yoldaşın bilirsin. Cebini harçlıksız koymazsın. Evladın gibi seversin. Ve yaptığın bütün bu fedakarlığın zerresinden haberi olsun istemezsin. Ya da ister misin? Yapmaaa! Hayranı olduğun sanatçıyla karşılaşınca, fırsatını bulduğun ilk anda onun için yaptıklarını mı sayacaksın? Sence, elektronik ortamlarda yüzdelerle hesaplanan nota kaymalarını düzelten programların armoni kattığı bi ses tonuna, kulaklığının deliklerindeki kir zerresi kadar senden haberi olmayan birine, sırf şirketler reklam versinde çark dönsün diye tertiplenen bi sistemin içerisinde rakam olmayı kendine inanç bellemiş diye, kafanın içindeki senlerden birine benzettin diye, hakkında herşeyi bilmek istediğini söyler misin? Ya da bu arzuladığın merakı meşrulaştırarak kendini aklayan yayın kuruluşlarının hazırlayıp sunduğu magazinel temaşalara, el çırpmanın da bi müzik olduğunu bilerek, orkestradaki yerini mi alırsın?


    Ben sadece…seviyorum sana şarkılar söylemeyi… 18 – 05 – 15

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here