Vakit az, vakit çok.
Zaman bir türlü geçmek bilmiyor ve hiçbir durağa basılacak akbil yok.
Ben kimim? Ben var mıyım?
Hayır, yok.
Ne halde bende yaşamak? Hoyrat poyrazlara niçin boyun eğiyorum?
Durum vahim. Durum fena.
Yabana atılamayacak kadar bedbahtız. Yüzümüz sokak çocukları gibi kara. Kömür karası bu yaşamak.
Bulanmayan temiz su yok. Sakalar tabutlarda çürümekte.
Güven kayıp.
Hanidir suç üstü yakalanan iyilik bakıyorum… Sabıka kayıtları esrarlı.
Dünya bir başka dönüyor, görüyormusunuz? Bir başka ses çıkartıyor dönerken.
Huşu yok.
Yavrusu öldürülmüş analar gibi ağıza yastık doldurulmuş bir ses var. Pamuk pamuk çırpınışlar her yerde.
Ağlıyor..
Kuyunun dibinde inleyen yusuf hali vuruyor yüzüne. Biri inliyor kapı aralarında. Ne bu keder? Çocukların sesleri mi bunlar? Kim kırdı kolunu bacağını yüreklerin? İlk çırpınışında kim katletti ruhlarını soylu bebeklerin? Ne oldu bu cümbüş yerinde, kim içti bu kadar içkiyi? Kim döktü bunca kanı yere?
Çığlık buyurun! Çığlıklar buyurun efendiler! Efendilerimiz(?) Lütfen ellerinizi temizleyiniz! Misket bombalarınızda sizin olsun, pas tutmuş ham yüreklerinizde. İki kere üst üste atamıyor kalbiniz.
Siz!, eşref-i mahlukat tanıyamadım kimlersiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here