İkna kabiliyetimin üzerimdeki en acımasız etkisi, her avuntu gibi net ve doğru olduğuma tarafımca inandırılmamdı. Adımın Rast olmasına karar verdiğimde işlerin bu zıtlığa evrileceğinin farkındaydım ama.
Evet! Yaşayan en net ve doğru benlik, en sinsi yalana aşık olmuştu. Bu arabesk teistlikten sıyrıldığım ilk gün ettiğim dua ‘İyi ki varsın Tanrım’ olmuştur. Umarım alınmamıştır. Çünkü var ve yok ikilemi ben bu evrende olmadığım zamanlarda tanımlanan bi yargı. İdealimin ilahını bu yargıyla sınamak, önce benliğimi yok kılacaktır!

Öyle bir aşk ki; aklıma sızan her yalanın iç mühendisliğini üstlenmiş, dizayn ettiği boşluklarda kendi yerini belirlemiş, sınırların üzerini örtmüş ve satırların altından geçmişti. İnancın doğasına aykırı değildi. Ama şüphesiz bi teslimiyet de değildi. Kalbimi istiyordu çünkü. Şüphe olmazsa inanç sınanamazdı ki.
Bigün gitti. Ama gidiş o gidiş. Arkasından tozu ve dumanı ben ikna ettim gittiğine. Katıldılar birbirlerine çok esmeden. Dualiter mantığın matematik sonsuzluğu sonunu gördü. Mantık çözemediği bu yoksunluğu, görmezden gelmeyi seçti. Anlamsız geliyordu çünkü. Gerçekten gitseydi bütün sisteminin çökmesi gerekirdi. Çünkü O’nun varlığını tanımlamak, anlatmak ve belirgin kılmak için yazılmıştı estetik algoritmaları.
Orada olduğunu biliyordu ama varlığı ya da yokluğu artık etken olmayan bi ihtimalin ardından fikirler üreterek, bu çıkmazı benliğine teşhir etmek istemiyordu. Ve sayılara inancı kalmayan bilinç ise, sözü gönlüne bıraktı. Ne de olsa aşk diyarı dilsiz imiş…

”Şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.”
Şems-i Tebrizi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here