Daha önce bi kaç kere bu girişimde bulunmuştum. Her seferinde de bana ilk denememi hatırlatır. İlk biyografimi ingilizce yazmak zorunda kalmıştım. Ortaokul dönem ödevini iyi olduğumu düşündüğüm ingilizceden alınca, benimle birlikte aynı dersten ödev alan diğer 4 arkadaşımdan daha şansız bi durumla karşılaştım. Hocam, onları ikişerli gruplara bölerek birbirlerini anlatmalarını istedi, benden de en zorunu. Daha kendimi kendi dilimde anlatacak literatüre sahip değilken ingilizce olarak başarabilmek, benliğini turist olarak ziyaret eden ilk insan unvanına erişmemi sağlayabilirdi. O gün kimliğime kim olduğunu sordum. Tabi bi şehir adına iliştirilmiş bi kaç rakamla doğduğunun tescilli kanıtını arayan 13 yaşında bi velet ne kadar başarabilirdi ki bu işi? Ya da şu anda 29 yaşına erişmiş kartaloz bi bilinç bu konuyu ağdalı türkçesiyle ne kadar sündürebilirdi? Görüldüğü üzere başlaması bile 1 paragraf katletti.

Bizimkilerden edindiğim bilgiye göre ölü doğduğumu öğrendiğimde hayattayken arafta oluşum anlam kazandı. Annem doğurmak istemiş ama epifizime yürüyen triptaminin yarattığı saykodelik örüntülerden kurtulmak bi kaç dakika mı almış olacak ki, nefes alma refleksini doktorların soluk boruma ulaştırdıkları suni havalarla elde etmişim. Tabi bacaklarımdan kaldırıp kıçıma vurmalarının bi sex fantezisi olabileceğine aklımın ermediğini düşünürsek, her tokatta canımın yandığı aşikar. Ama şaplakla doğan acı sinyalinin frekanslarını çözümleyebilecek bir bilincin açılması 3 dakika 36 saniye sürmüş. (Bu 36'yı salladım. Böyle olunca daha inandırıcı duruyo çünkü.) Neyse hayatımın ilk 5 yılında babamın kırılırım, bozulurum, düşerim ve bilumum sakarlık sebeplerinden dolayı beni hiç kucağına almadığını öğrendiğimde ufak bi travma atlattım. Annemle babamın o yaşlarda ayrıldıklarını hatırlıyorum. Tabi ki de ayrılma sebepleri babamım beni kucağına almayışı değil. Şiddetli sevimsizlik. Babam şiddetle severdi annemi. Sevgisini tekme tokatla belli ederdi. Halbuki sevdiğini söylemekten daha şiddetli bi saldırı var mı?

Ve beni babaannem büyütür. Kendisinin adı Canan'dır. 'Canan anne' seslenişini yinelemekteki ısrarımdan dolayı kelimelerle oynaşmamın ilk meyvesi 'Canne' olmuştur. O günden sonra bütün sülale ki buna kocası da dahil kadına 'Canne' dediler. Daha sonra babam yeni bi evlilik yaptı. Bana annemin aramızdan ayrıldığını ve yeni annemin bu kadın olduğunu söyledi. İlkokul yıllarımın 3. kademesinde nöbetçi öğrencinin sınıfa girip annemin geldiğini söylemesi, hafızanın içtenlikle ne olduğunu öğrenmemi sağladı. Hatta solladı. Şayet ki öldü sandığınız annenizi o yaşta karşınızda görmek adama sağ ve sol beyin loblarını hissettirebiliyor. Çocukluğumu daha fazla dramatize etmeden şunları söyleyebilirim. Babaanne & Dede evi kararında müslüman, en çok ziyaret edilen akraba Amca & Yenge evi komünist bi düzen, üvey anne ve ailesinin evi koyu sunni müslüman, baba evi ateist, bulunulan semt dolayısıyla alevi bir ortam olmak üzere hayata elverişli bir Sercan 5'e bölünebilir. Ortaokul yıllarımda okulumu değiştirmeleri sınıf ayrımlarıyla ilk tanıştığım dönemlerdi. Lise yıllarıda Ankara'ya annemin yanına kaçtığım zamanlar, yeni dünya kölelik sistemini üçgenleri beşgenleriyle ezberlediğim dönemlerdi. Hatta liseyi hiç bi zaman bitirememe sebebi olarak gösterebilirim. Başka herhangi bi okul deneyimim olmadı. Oluşumlarını ve varolma sebeplerini sevmem.

20 yaşında askere gitmeden önce tanıştığım müzik sayesinde daha sorgulayan bi birey olma yolunda ilk notamı verdim. Askerliğimi Diyarbakır/LİCE'de ifa ettim ve devlet konseptinden ölümüne soğumamın en anarşik eylemini tezkere alarak yaptım. Son 8 yıldır hayallerim olan müziği icra etmek adına çok farklı dallarda ve alanlarda bilgi yığınlarıyla donandım.

Bu biyografiyi ölümüme kadar yazmak isterdim ama hayalini kurmaktan zevkli değil. Zaten sizde fark ettiyseniz o çocukluk kısmından sonra sıkıldığım belli oluyor. Böyle yalapşap bişeyler sallamaya başladım. Dramatize etme, duygu sömürüsü, acındırmalarda yakınma felan derken çok bozdum. Zaten buraya kadar okuduysanız yeter benim için. Valla ben olsam o '29 yaşına erişmiş kartaloz' dediğinde kalaylı bi küfür basar okumayı bırakırdım. İyi sabrettiniz yani. Anca laf kalabalığı yapıyo ya. Bi bitir arkadaşım şu biyografiyi. Yazarken harf yetmezliğinden öl…. nokta!